Şubat, 2010 için arşiv

Edip Akbayram

9 Aralık 1950´de Gaziantepte doğdu.Henüz dokuz aylıkken çocuk felcine yakalandı. Bu kötü hastalığın pençesinde çocukluğunu geçiren Edip Akbayram´ın müziğe tutkusuda çocukluk yıllarında başladı. “Haftalığımdan biriktirdiği paralarla ünlü pop şarkıcılarının konserlerine gider, eve döndüğümde aynanın karşısında onların taklitlerini yapardım.” diyor Akbayram o yıllar için. Çocukluk yıllarında bir orkestra kurarak amatör olarak evlerinin yakınındaki bir düğün salonunda çalıştı.

Lisede kurdukları orkestrada Pir Sultan´ın, Karacaoğlan´ın deyişleri üzerine yaptıkları besteleri çalıp söylediler. İlk plağını da lise yıllarında yaptı: ‘‘Kendim ettim kendim buldum. İlk plağını çıkardığı grubun adı Siyah Örümcekler´di. Plakta zaten “Siyah Örümcekler-Gaziantep Orkestrası” ve “Edip Albayram ve Siyah Örümcekler” başlıkları altında iki farklı baskıyla çıktı.

Gaziantep´ten sonra Adana ikinci adresi oldu Edip Akbayram´ın. Adana, Akbayram´ın kurduğu orkestrayla ilk sahneye çıktığı kenttir. Burada “Beyaz Saray” adlı bir gazinoda çalışmaya başdı.

Akbayram yoksulluk içinde geçen bir çocukluktan sonra, liseyi bitirip kapağı İstanbul´a attığında yıl 1968´dir. Liseyi bitirdiği zaman hep öğrenmeyi istediği mesleğin, doktorluğun eğitimini almak için üniversite sınavlarına girdi ve diş hekimliğini kazandı. Ne var ki müzik ağır bastı ve bu meslekten vazgeçerek kendini müziğe verdi. “Zaten diş hekimi olsaydım, babamın bana muayene açacak parası yoktu ki!” diyordu sanatçı geçirdiği o yoksulluk yılları için.

İstanbul´a geldikten sonra 1971´de Altın Mikrofon Yarışması´na katıldı.Aşık Veysel´in bir şiirinden esinlenerek gerçekleştirdiği ilk bestesi olan “Kükredi Çimenler” ile birinci oldu. 1974´te Dostlar Orkestrası´nı kurdu ve Anadolu pop müziğinin önde gelen isimlerinden biri oldu.Daha sonra Kara Kuzu, Deniz Üstü Köpürür ve Garip adlı 45´liklerimle ödüller aldı ve ünü yurt çapında duyulan bir sanatçı oldu. “Aldırma Gönül” ve “Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz” adlı parçalarıyla satış rekorları kıran ve altın plak kazanan sanatçının çeşitli kuruluşlar tarafından verilen 250 kadar ödülü mevcuttur.

Edip Akbayram, zirveye çıksa da müziği paraya tercih ettiği için çocukluk yıllarındaki yoksullukların benzerlerini bu dönemde de yaşadı. “Bu ülkede arabeskin altın çağını yaşadığı yıllarda asla müzikteki çizgimden ödün vermedim. Zaten 12 Eylül sonrası beni kimse çalıştırmadı. 1980´den 1984 yılına kadar, koskoca bir dört yıl. Zor yıllardı o yıllar. Kimse bana iş vermedi. Karımın bileziklerini ve alyanslarımızı sattık. 12 Eylül sonrası beni canavar gibi görmeye başladılar.” diyor Edip Akbayram o yıllar için.

80´ler Edip Akbayram ve benzeri müzik yapanlar için zor yıllardı. Arabesk okumasını istediler, büyük paralar teklif ettiler. Reddetti. Sesi soluğu duyulmaz oldu müzik piyasasında. 1981-88 arasında bestelerinin TRT´de çalınması yasaklandı. Ama 90´ların ortasından itibaren, özellikle ‘‘Türküler Yanmaz’’ albümüyle yeni bir çıkış yaptı ve kendi çizgisinde sapmadan yürümeye devam ettiğini gösterdi. Can Yücel´in, Oktay Rifat´ın, Ahmed Arif´in, Vedat Türkali´nin yapıtlarından bestelediği şarkılar vardı bu albümünde.

Edip Akbayram başlangıçtan itibaren ne yapmak istediği şöyle açıklıyordu: “Kalıcı bir şeyler yapmak istiyordum. Fikret Kızılok ve Cem Karaca´nın Anadolu ezgilerini pop çizgisinde söylemelerini örnek olarak aldım. Renk ve çizgide tamamen bir Edip Akbayram olarak geliştirdim. Toplumcu müzik yapmak istedim. Müziğimde geniş halk kitlelerinin yaşamı, sorunları olmalıydı. Ancak sivri, ucuz kahramanlıklardan da uzak durmaya çalıştım. İnançlarımdan, düşüncelerimden, politikamdan taviz vermeden, müzik tekniğinden yararlanarak, sorunlu, yoksul, geniş halk kitlelerine ulaşmak, daha çağdaş bir şeyler yapmak istiyordum.”

Bugün geçimimi kaset ve konserlerimden gelen paralarla sağlayan sanatçının bir de iki ortaklı küçük bir inşaat şirketi bulunuyor. Çevre düzenlemeciliği, TIR taşımacılığı, küçük çapta bina yapımıyla uğraşıyor.Ayrıca, 1979 yılında Ayten hanım ile evlenen sanatçının bu evliliğinden Ozan ve Türkü adlarında bir oğlu, bir kızı var.

Erkin Koray

Türk Rock Müziği’nin en büyük isimlerinden olan Erkin Koray, 24 Haziran 1941’de İstanbul’da doğdu. Annesi Vecihe Koray’ın, İstanbul Belediye Konservatuarı´nda Klasik Batı Müziği piyano öğretmeni olmasından dolayı, sanatçı küçük yaşlarda müzikle tanıştı. 5 yaşında annesinden piyano dersleri almaya başladıktan sonra, Alman Lisesi´nde okurken rock müziği ile tanıştı. Aynı zamanda okulda okurken konservatuara da devam etti. Sanatçı, 29 Aralık 1957 yılında, 16 yaşındayken, Galatasaray Lisesi’nde piyanoyla ilk konserini verdi.

Bu konser, Erkin Koray´ın hayatında büyük bir dönüm noktasını teşkil etti. Çünkü bu konser aynı zamanda sanatçının müzik hayatının da başlangıcı idi. İlk konserinden bir ay sonra Koray, 25 Ocak 1958’de Eminönü Halkevi’nde, 20 gün sonra da Almanya ve Avusturya Liselerinde konserler verdi ve artık konserler birbirini takip etmeye başladı. Bu konserlerden sonra gazeteler artık kendisinden “Rock´n´Roll Kralı” diye bahsetmeye başladılar.

1960´ların ilk dönemlerine gelince Koray, “Erkin Koray ve Ritmcileri” isimli grubuyla, kendisinin gitar çalıp söylediği ve rock´n´roll çaldığı bar ve klüp programları yaptı. 1962 yılında ise ilk 45’liği “Bir Eylül Akşamı”/It´s So Long´u yayınladı. Çıkarttığı 45’likten sonra askerliğini 1963 – 1965 yılları arasında Eskişehir Hava Kuvvetleri Caz Orkestrası´nda gitarist – solist olarak yaptı. Askerden döndükten sonra bir süre daha İngilizce çalışmalarına ve klüp programlarına devam eden sanatçı, bu programlarından birinde İstanbul Plak şirketinin yetkilileri ile tanıştı ve 1967 yılında ülkede büyük şöhret olmasını sağlayan “Kızları da Alın Askere” isimli 45´liğini yayınladı.

Saçlarının uzunluğundan dolayı tepkiler de alan sanatçı, 1970´e geldiğinde, “Yeraltı Dörtlüsü” grubunu kurdu. Daha sonra Batı müziğini yerinde tanımak ve incelemek amacıyla, O sırada Beatles´ın da oradan şöhret olduğu, müziğin kalbinin attığı yer sayılan Almanya’nın Hamburg kentindeki Star Club´a gitti. Koray, burada her gün çalan en az üç İngiliz grubunu izledi ve bir çoğuyla da tanıştı. Bu arada Hiccups adlı bir Alman Grubu´yla da sahneye çıktı ve daha sonra o grubun basçısı Bernhard Weber´i yanına alarak Türkiye’ye döndü ve bu olay Türkiye’de Hard Rock döneminin başlangıcı oldu.

Çıkarttığı hit parçalarla o dönem gündemde olan sanatçı, tekrar Avrupa’ya gitti ve Fransa’da Beatles´ın efsanevi ismi John Lennon´la tanıştı. Koray’ın “Yeraltı Dörtlüsü” ile müzik yaparken yararlandıkları en büyük avantaj, batıdaki Pink Floyd, Grateful Dead gibi aynı tarz gruplarından daha doğuda bir ülkede yaşamalarıydı. Dönemin Avrupalı çoğu rock müzisyeninin doğu mistisizmine ve de özellikle Hindistan´a merakı vardı ve bu merakı müziklerine de bol miktarda yansıtabiliyorlardı. Bunun en önemli örneklerinden birisi Beatles´ın önce “Norwegian Wood” adlı 45´liklerinde, daha sonra da “Sgt. Pepper´s Lonely Hearts Club Band” albümlerinin “Within You Without You” parçasında ‘Sitar´ kullanmasıydı. Sitar, kökeni doğudan gelen bir enstrümandı ve bu enstrümanı İngiltere´de Beatles; Türkiye´de ise o dönemlerde Rock Müziği ile oldukça ilgili bir müzisyen olan Orhan Gencebay kullanıyordu.

İstanbul’a tekrar döndükten sonra “Supergroup” ile “Yağmur” isimli 45´liğini çıkardı. Maddi sıkıntılardan dolayı dağılan “Supergroup”un ardından kısa bir süre sonra kurduğu ´Ter´ adlı grupla “Hor Görme Garibi” isimli 45´liğe imzasını attı. Fakat “Ter” grubu da dağıldıktan sonra ´Stop!´ isimli bir grup kuran Koray, bu grupla da uzun süre devam edemeden ayrıldı ve grup dağıldı.

Avrupa´da Alice Cooper ve David Bowie renkli yüz makyajlarıyla sahneye çıkmaya başladı ve Erkin Koray’da bu modaya uyarak sahneye renkli yüz makyajlarıyla çıkmaya başladı ve büyük ilgi gördü. Bu çalışmalarından sonra da uzun süreliğine yurtdışına gitti. Koray, yurt dışından döndükten sonra tekrar çalışmalarına devam etti ve bu çalışmalar, Türkiye´nin çok iyi bildiği “Şaşkın”, “Arap Saçı”, “Fesuphanallah” gibi çalışmalardı. Bu dönemde bu tarz çalışmalara ağırlık vermesinin yanında “Krallar”, “Hadi Hadi Oradan” gibi rock çalışmaları, hatta başlı başına rock parçalarından oluşan “Elektronik Türküler´ adında bir tane de LP yaptı. 1977 yılında, son rock grubu olan “Erkin Koray Tutkusu” isimli grubunu kurup, bu grupla aynı adı taşıyan bir rock LP´si çıkarttıktan sonra uzun süreliğine tekrar yurt dışına çıktı. Koray’ın Türkiye´yi terk etmesinin en önemli sebebi, 70´lerin ikinci yarısında Türkiye´de cereyan eden politik gerginlikler ve bu gerginliklerin ülkeyi müzik yapılamayacak hale getirmesiydi.

12 Eylül Askeri Darbesi’nin haberini yurt dışında iken almasından bir yıl sonra,1982 sonbaharında, yurda dönmeye karar verdi. Yurtdışından döndükten sonra uzun bir süre tamamen solo çalışmalar yapan Erkin Koray´ın bu dönemdeki en ünlü çalışması şüphesiz ´Çöpçüler´dir.

Yasar

5 Nisan 1970 yılında bir pazar akşamı saat 20:45te Adanada dünyaya geldi.

Koç burcudur, yükseleni akreptir.

Babası Mustafa Erdal, Adanalı; annesi Mukaddes Leyla, Tarsuslu olduğundan kendini Çukurovalı olarak tanımladı.

İlkokulu Adana İsmet İnönü, Ortaokul ve lise eğitimini şimdilerde kapanmış olan Adana Özel Yeni Lise (Yeni Kolej) de tamamladı.

Müzikle ilk tanışması Yeni Kolej birinci sınıfta okul orkestrasına girmesi ile başladı.

1987 yılında Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesini kazanarak İstanbula gelir. Şiirle ciddi olarak ilgilenmeye başlaması bo döneme rastlar.

1991 yazında kurduğu küçük bir grup ile tatil aylarında Mersin sahillerindeki yazlık sitelrede küçük çaplı onlarca konser verir.Şarkılrımı ilk akdenize söyledim demesi bu yüzdendi.Dalgaların vokaliyle …

Şarkılarını İstanbulda söylediği ilk yer Moda semtindeki Hanbar adlı küçücük, sımsıcak bir mekandır. Burada iki yıldan fazla çalıştı.

Marmara Üniversitesinden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesinde Uluslararası Fİnans dalında yüksek lisans yaptı.

1994 yılında Ankara Mamakta 239. kısa dönem olarak askerliğini tamamladı.

Bu sırada yaptığı “Divane”, “Günahsız” ve “Onun Vedası” isimli şarkılarına çok güvenir.Ve askerden döndüğünde bu şarkıların lokomotif olacağı bir albüm yapmayı hayal eder.

Bu hayal 1996 Eylülünde “Divane” adlı albümle gerçekleşir.
“Divane” albümü yakaladığı yüksek satış grafiğinden dolayı Altın Plak ile ödüllendirildi.

1998 Ekiminde “Esirinim” adlı 2. albümünü çıkarır.Bu albümde Türk Sanat Müziği öğeleri içeren “Kuşlar” adlı hit şarkısı ile dinleyici kitlesi genişler.Artık onu Türk Sanat Müziği sevenlerde dinlemektedir.

2000 Kasımında “Masal” adlı albümünü çıkararak kendi tanımıyla üçlemesini tamamladı.
Artık onun kültleşmiş bir dinleyici kitlesi vardır.

2001 yazında Masal Konserleri adı altında çok başarılı bir Türkiye turnesi gerçekleştirdi.

Arkasında bıraktığı 3 Albüm, sayısız ödül ve konserden aldığı güçle sadece yorumculuğunu ortaya koyduğu “Sevdiğim Şarkılar” adlı albümünü 2003 yılının hemen başında bir yılbaşı hediyesi olarak sevdiklerine sundu.

2005 yılında çıkardığı 8216;8217;Hatırla8217;8217;albümü her Yaşar albümü gibi akustik kokan , şiir tadında bestelerin ağırlıkta olduğu Yaşar tadında bir albüm. Ritmik şarkıların daha az olduğu albümde ki şarkıları dinlerken Yaşar hayranlarının mutlu olacağı kesin. Yaşar hayranlarının ve fanatiklerinin dinlemekten zevk alacağı 8220;Hatırla8221; Yaşar hayranlarına Yaşar tadında bir dinleti sunuyor.


Copyrigt 2011 Sitemizdeki Radyo Chat Yaparken Dinlendirmesi Acisindan yayin Yapan Maddi Amac Gutmeyen internet Radyosudur